Venezuela meselesi, yüzeyde bir ‘demokrasi ve insan hakları’ tartışması gibi sunulsa da, meselenin özünde enerji kaynakları, jeopolitik kontrol ve küresel güç mücadelesi yer almaktadır. Trump yönetimi, Maduro’yu gayrimeşru ilan ederken; ABD’nin kendi tarihindeki darbe destekleri, işgaller ve iç işlerine müdahaleler bu söylemin samimiyetini sorgulatmaktadır.
Burada esas dikkat çekici nokta şudur ABD, artık yalnızca yaptırım uygulayan bir güç değil; doğrudan ülke basmayı, lider kaçırmayı ve kendi hukukuna göre yargılamayı meşru gören bir çizgiye doğru ilerlemektedir. Bu yaklaşım, klasik emperyalizmin bile ötesinde, uluslararası hukuku fiilen tanımayan bir zorbalık düzenine işaret etmektedir.
Venezuela bugün hedefte olabilir. Dün Irak’tı, önce Libya’ydı, daha önce Afganistan’dı. Ortak payda nettir: ABD çıkarlarıyla çatışan, bağımsız politika izleyen, bölgesel güç olma iddiası taşıyan her ülke potansiyel hedef haline gelmektedir.
Bu noktada artık yüksek sesle sorulması gereken soru şudur:
Türkiye için de bir sıra riski var mıdır?
Türkiye; jeopolitik konumu, savunma sanayii hamleleri, çok kutuplu dünya arayışındaki tutumu ve özellikle son yıllarda ‘tam bağımsız dış politika’ söylemiyle Washington’un alışık olduğu itaatkâr müttefik profilinin dışına çıkmıştır. S-400 krizi, Doğu Akdeniz gerilimi, Orta Doğu politikaları ve NATO içindeki bağımsız duruş, Ankara’yı ABD nezdinde kontrol edilmesi gereken aktör” kategorisine sokmuştur.
Bugün Venezuela’ya karşı kullanılan dil, yarın başka bir ülke için de rahatlıkla kullanılabilir. ABD tarihinde bunun sayısız örneği vardır.
Trump’ın askeri güç vurgusu, bazı uzmanlara göre bir özgüven göstergesi değil; aksine küresel liderlik krizinin dışavurumudur. ABD, artık dünyayı ikna edemediği yerde korkutmayı tercih etmektedir. Diplomasi yerine uçak gemileri, müzakere yerine yaptırımlar, hukuk yerine tehdit dili öne çıkmaktadır.
Bu durum, yalnızca hedef alınan ülkeler için değil, küresel barış için de ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Zira kuralsız güç kullanımı, zincirleme çatışmaları ve bölgesel savaşları tetiklemektedir.
Asıl tehlikeli olan ise uluslararası toplumun bu gidişata karşı sergilediği suskunluktur. Bir ülkenin açıkça ‘istediğimi alamazsam zor kullanırım demesi, Birleşmiş Milletler düzeninin fiilen çöktüğünün ilanıdır. Ancak bu sessizlik, yarın sıranın başka ülkelere gelmesini engellemeyecektir.
Bugün Venezuela’ya sessiz kalanlar, yarın kendi kapıları çalındığında itiraz edecek bir ahlaki zemin bulamayacaktır.
Bu tablo, Maduro’nun şahsından, Venezuela’nın iç siyasetinden çok daha büyük bir meseleyi işaret etmektedir. Konu; güçlü olanın hukuku belirlediği, zayıf olanın ise kaderine razı bırakıldığı yeni bir dünya düzenidir.
Türkiye gibi bölgesel güç olma iddiası taşıyan ülkeler için bu gelişmeler dikkatle okunmalı, savunma, diplomasi ve ekonomik bağımsızlık politikaları bu gerçeklik ışığında şekillendirilmelidir.
Çünkü tarih defalarca göstermiştir:
Bugün hedefte olmayanlar, yarın güvende değildir.
UNCATEGORİZED
18 saat önceUNCATEGORİZED
1 gün önceUNCATEGORİZED
1 gün önceUNCATEGORİZED
3 gün önceUNCATEGORİZED
3 gün önceUNCATEGORİZED
4 gün önceUNCATEGORİZED
4 gün önce
1
DSP TERME İLÇE BAŞKANI HÜSEYİN BOZ, ANKARA’DA BAKANLARLA VE MİLLETVEKİLLERİYLE TERMENİN GELECEĞİ İÇİN MASAYA OTURDU
5614 kez okundu
2
TERME İÇİN YENİ BİR BAŞLANGIÇ! ANAHTAR Partisi, Terme’de Güçlü Bir İsmi Göreve Getirdi: Musa Kurun İlçe Başkanı Oldu!
4778 kez okundu
3
TERME’DE ŞEFFAF YÖNETİMİN EN GÜZEL ÖRNEĞİ:
3715 kez okundu
4
ŞAİR VE YAZAR HAKAN DİKMENİN KALEMİNDEN
3462 kez okundu
5
TÜRKİYE’NİN ZARAFETLE YÜKSELEN GÜCÜ: MİLLİ RUHUN ADI OLAN ŞAMPİYON KIZIMIZ URGUYA US
3112 kez okundu