SİYASET, MEDYA VE ADALET ÜÇGENİNDE BÜYÜYEN GERİLİM  SÜLEYMAN SOYLU’YA YÖNELİK SORULAR, GÜLİSTAN DOKU DOSYASI VE “KUMPAS MI, HESAP SORMA MI? TARTIŞMASI
  • Sadakat Haber
  • Gündem
  • Avrupa
  • SİYASET, MEDYA VE ADALET ÜÇGENİNDE BÜYÜYEN GERİLİM SÜLEYMAN SOYLU’YA YÖNELİK SORULAR, GÜLİSTAN DOKU DOSYASI VE “KUMPAS MI, HESAP SORMA MI? TARTIŞMASI

SİYASET, MEDYA VE ADALET ÜÇGENİNDE BÜYÜYEN GERİLİM SÜLEYMAN SOYLU’YA YÖNELİK SORULAR, GÜLİSTAN DOKU DOSYASI VE “KUMPAS MI, HESAP SORMA MI? TARTIŞMASI

SADAKATHABER MEDYA

ABONE OL
Nisan 30, 2026 11:50
SİYASET, MEDYA VE ADALET ÜÇGENİNDE BÜYÜYEN GERİLİM  SÜLEYMAN SOYLU’YA YÖNELİK SORULAR, GÜLİSTAN DOKU DOSYASI VE “KUMPAS MI, HESAP SORMA MI? TARTIŞMASI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

 

Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya yöneltilen sorular, özellikle Gülistan Doku dosyası gibi kamu vicdanında derin iz bırakan olaylar söz konusu olduğunda yalnızca bir siyasetçiye yönelmiş basit medya hamlesi olarak görülmüyor.

Ortaya çıkan tablo,siyaset, medya, muhalefet, iktidar ve kamuoyu arasında giderek sertleşen daha büyük bir güven mücadelesine işaret ediyor.

Bir gazetecinin soru sorması, demokratik sistemlerde temel bir haktır.

Hele ki yıllardır yanıt bekleyen, toplumun önemli bir kesiminde ‘neden hâlâ çözülemedi? sorusu doğuran bir dosya varsa
medya bu soruları gündeme taşıyabilir.

Ancak Türkiye’de medya kurumlarının siyasi pozisyonları üzerinden değerlendirilmesi, sorunun kendisinden çok soruyu soranın niyetinin tartışılmasına yol açıyor.

Tam da bu noktada kritik soru ortaya çıkıyor.

Süleyman Soylu’ya yöneltilen bu çıkışlar gerçekten kamu yararı adına mı yapılıyor…
Yoksa belirli siyasi pozisyonlar nedeniyle oluşturulan sistematik bir baskı ya da algı operasyonunun parçası mı?

Özellikle iktidara yakın isimler söz konusu olduğunda bazı çevreler, medya eleştirilerini doğrudan (kumpas)itibar suikastı (ya da )siyasi mühendislik’olarak yorumluyor.

Buna karşılık muhalif medya ise kamu görevinde bulunmuş isimlerin hesap verebilirliğinin demokrasinin gereği olduğunu savunuyor.

Burada asıl önemli olan
sorunun kim tarafından sorulduğundan çok, sorunun meşruiyetidir.

Gülistan Doku dosyası gibi toplumsal hassasiyet oluşturan bir olayda, kamuoyunun beklentisi siyaset üstü bir açıklıktır.

Eğer süreçte ihmaller,eksikler ya da cevapsız kalan yönler varsa,bunların açıklanması yalnızca bir medya kanalının değil,toplumun ortak beklentisidir.

Ancak Türkiye’de medya
siyaset ilişkileri çoğu zaman kutuplaşma üzerinden şekillendiği için,bir kanalın hükümete mesafesi ya da yakınlığı, haberin içeriğinin önüne geçebiliyor.

NOW TV gibi muhalif çizgide görülen kurumların AK Parti içindeki bazı isimlere yönelik sert soruları, destekleyenler tarafından (gazetecilik) karşı çıkanlar tarafından ise siyasi hedef alma’olarak okunabiliyor.

Bu durum yalnızca bir kişiyle ilgili değil,Türkiye’de medya güvenilirliği meselesinin de merkezinde yer alıyor.

Çünkü gerçek gazetecilik
yalnızca belli kesimlere değil, herkese aynı mesafede soru sorabilmeyi gerektirir.

Gerçek siyaset ise,yalnızca destekleyen medya karşısında değil, en zor sorular karşısında da soğukkanlı kalabilmeyi.

Toplumun dikkat ettiği temel mesele şudur.

Bir soru neden rahatsız ediyor?
Rahatsızlık sorunun içeriğinden mi kaynaklanıyor, yoksa soruyu soran yapıya duyulan güvensizlikten mi?

Eğer bir medya kuruluşu yalnızca belirli siyasi figürlere yoğunlaşıp diğerlerine sessiz kalıyorsa, tarafsızlık sorgulanır.

Eğer bir siyasetçi de her zor soruyu otomatik biçimde (kumpas) olarak nitelendiriyorsa, bu kez şeffaflık sorgulanır.

Dolayısıyla mesele yalnızca Süleyman Soylu meselesi değil,Türkiye’de siyasetçinin hesap verme kültürü ile medyanın güvenilirliği arasındaki kırılmadır.

Kamuoyu artık sadece iddiaları değil, yöntemleri de sorguluyor.

Gerçekler mi araştırılıyor?
Yoksa siyasi pozisyonlar üzerinden algılar mı inşa ediliyor?

Demokrasilerde güçlü olan
sorudan kaçan değil, soruya net yanıt verendir.

Medyanın gücü ise bağırmakta değil, tutarlı ve eşit denetimdedir.

Sonuç olarak,Süleyman Soylu’ya yönelik eleştiriler ya da sorular ancak somut veriler, hukuki çerçeve ve tutarlı gazetecilikle değerlendirildiğinde anlam taşır.

Aksi halde her şey karşılıklı suçlama, siyasi kutuplaşma ve güven erozyonuna dönüşür.

Türkiye’nin ihtiyacı; ne kör savunma ne de peşin mahkûmiyettir.

İhtiyaç duyulan şey
dosyaların şeffaf biçimde aydınlatılması, medyanın tarafgirlikten uzaklaşması ve hiçbir siyasi figürün sorgulanamaz görülmemesidir.

Çünkü adaletin güçlenmesi için ne medya susturulmalı ne de sorular düşmanlık sayılmalıdır.

Asıl olan,gerçeğin, siyasi aidiyetlerden bağımsız şekilde ortaya çıkmasıdır.

HABER CEMALPEKER

En az 10 karakter gerekli